“Yeter ki gözümden uzakta dursun, acı çekmek ancak bu şekilde kolay benim için.”
Ortadoğu ikiyüzlülüğüdür bu kardeşim. Güçlü olanın her şeyi yapabildiği, güçsüz olanın her şeyi görmezden gelmek zorunda kaldığı toprakların mecburi istikamet kaderidir bu. Her gün başka iki şey arasında seçim yapıp sonrasında pişman olmaya çalışan insanların tavrıdır bu. Yoksa kim bırakır bir aileyi cevapsız sorularla? Yoksa kimin başına gelse çocuklarını, ailesini perişan edecek bir durumu meşru kılmaya çalışır?
Benim dönemlerin hiç birinin birbirinden farkı yok. Seksenler nasıl faili meçhul cinayetlerse doksanlar da aynıydı. Ha 2000lere dair umudumuz vardı. Belki 19 ve 00 ile başlayan yüzyıl bitince ve 20den başlarsa sanırdık ki her şey düzelirdi.
Can çıkmayınca huy çıkar mı? Soğuktan ölenler var sokaklarında, komşularının aç yattığı gece sofrasından pastırma eksilmeyenler var. Az çalışarak çok para kazanmak isteyenler var. Çok çalışarak tok kalmayı beceremeyenler var. Her daim karar verici olup herkesin hayatına düzen getirmeye çalışanlar var. Güçlüler ve devir değişse de iktidarı ele geçirenlerin ilk öğrendikleri iktidar olmanın kanlı yol tarifidir. Mühim değil, ne de olsa her seferinde oy atarken yola çıkan demokrasilerde insanlar intihar etme biçimi olarak oy vermeyi seçmezler. Yine her zaman olduğu gibi bu genellemelerin hiç birine uymaz Orta Doğu.
Yozlaşmanın buradaki tanımı başkalarının vicdanı üzerine çamur atarak kendi vicdanını temize çıkarma çabasıdır. Kendi değerleri yozlaşan insanın kaybedecek hiçbir şeyi başına gelenlere şaşıracak hiçbir ruh hali yoktur. Hatta bu hal o kadar ileri gider ki başına gelmezse kendini şansız sayar.
Mesela bugünlerde hukukun üstünlüğü sayesinde yola hoş bir seda ile çıkan ETÖ soruşturmaları anlamını o kadar yitirir ki ETÖ mensubu olmak bir süre sonra ayrıcalıklı hale gelecektir. Ne tuhaftır ki ETÖ’nün altında yatan temel neden zaten kendini ayrıcalıklı gören bir avuç insanın bu ülkeden tasfiyesiyken adalet sistemindeki yetersizlik sayesinde durum değişir. Kendi içlerinde sistematik olarak tutarlı olmaya çalıştıkları en büyük dayanak olan Kemalist düşüncenin tabansal olmamasıdır. Buna rağmen yaptıklarının yani beceriksizlikle yürüttükleri ETÖ davası ile bu yarı tamamlanmış devrimi tabana yayacakları akıllarının ucuna gelmez.
Zaten Barbar gibi iş yapmak sözü tam olarak bu demektir. Her şeye hemen sahip olmayı uzun süre elinde tutmayı akıl eden birilerinin hiçbir şeyi düşünmeden ve anlamadan yapmaya devam etmesidir durum.
Faili meçhul cinayetlerin hala olması, devletin kendi derin devletini bulup onunla yüzleşmeyi eline yüzüne bulaştırması, kendi topraklarında başka bir ırkın yaptığı soykırımı dillendirmeye korkması he bu yüzdendir. Orta Doğu kurnazlığı ile Orta Doğu vurdumduymazlığıdır bu. İçten içe kimseye güvenememek ve kimseyi sevememektir. Bir yerde masallar fazlaca güzelse hayatlar aynı şekilde değildir, emin olabilirsiniz.
Führer, toplumu sınıflara ayırıp ondan sonra işine gelmeyen bütün sınıfları öldürmeye başladığında endişe ile sorar ne de olsa yaveri.
“Führerim, bu kadar çok insanı ortadan kaldırınca tarih bizi yargılamayacak mı? Vicdanen nasıl rahat olacağız”
“İşte senle benim aramdaki fark bu yaver. Okumak, yaşamak ve hatırlamak! I. Dünya Savaşında milyonlarca Ermeni’yi kestik Osmanlı topraklarında kimse sesini çıkarmadı. Şimdi bir avuç Yahudi için mi ses çıkaracaklar, saçmalama lütfen, biraz rasyonalist ol.”
Dediğim gibi bu ülkede güvercinlerin kanadı takılır jiletli tellere, yiğidimiz aslanımız yatar soğuk ranzalarda, denizi görmek için yukarıya çevirsen de yüzü görmek demek bakmak demek olmadığından hiçbir şey gelmez elinden.
İnsanların faili meçhulü duyunca ne olduğunu anlamadığı, başka bir ülkede olduğuna şaşırdığı bir topluma dönüşmek dileğiyle…