Şarkıyı zamanında ben yazsaydım şayet “Bir bahar akşamı rastladım size” yerine “Bir Cuma öncesi rastladım size” derdim büyük olasılıkla. İki gün için bile olsa tatil yapacağımdan içim kıpır kıpırdı derdim. Size mi âşık oldum yoksa ben hali hazırda boş geçecek her güne doğduğumdan beri aşık mıyım, bilmiyorum derdim. Muhtemelen şarkıya konu olan kişi de bana sırtını döner koşarak benden uzaklaşırdı.
Sanırım derdi tasası kendine vakit ayırmak olan biri için aşık olmak son derece lüks olabiliyor zaman zaman. Ne de olsa aklının bir köşesi sana rahat vermiyor. Sürekli dürtüp duruyor seni. Şimdi ne yapıyordur ki acaba diyorsun bazen. Kimi zaman gözlerini hayal ederken yakalıyorsun kendini. Bir bakıyorsun zaman hiç geçmezken, zaman çok hızlı geçmeye başlıyor. Onu görmediğin günler sayıca çok büyük geliyor gözüne.
Kendiyle derdi olan adamlar için aşık olmak büyük bir uğraş. Muhtemelen kendi ile derdi olan kadınlar içinde bu böyledir. Zordur yani. Duymak, söylemek, hissetmek sonrasında hala var etmek için çaba gösterip göstermemeye karar vermek… Hayat bazen kolay alınacak kararların arifesinde düşünmeye ayırdığın süre içinde şekilleniyor belki de. Su içmek kadar otomatik olabilecek bir eylemi önemseyince ne yapacağını bilmeden bir köşede düşünür buluyorsun kendini.
Çoğunlukla tutkulu bir ilişki yaşamaktan, şiddetli bir ayrılığa geçiş yaptıysan hayatının bir döneminde korktuğun şey hikâyenin ilk yarısı olmuyor. Deliler gibi, çocuklar gibi hatta ateşe uçan pervaneler gibi davranmakta zorlanmıyorsun. Ya sonrası aynı olursa sorusunu sormadığın sürece hayat senin için ayakların toprağa değmeden yürüdüğün bir yol gibi geliyor.
Sonrasını sorduğunda belki de bir şaka gibi hiç yapılmaması gerekeni yapıyorsun. Anlam yüklüyorsun. Bir aşkı, başka bir aşkta boğmak ve yok etmek için günahsız gibi davranıp ilk taşı atmaya kalkıyorsun. Ayaklarını yerden kesenin seni toprağın altına sokma gücünü küçümseyerek yapıyorsun hem de bunu.
Kutsal saydığına saldırırsan başına gelebilecek en kötü şeylerin ikincisi kutsala yüklediğinin geri tepmesidir. Zaten tepse de tepmese de saldırmaya karar verdikten sonra bitmiş olabilirsin. O yüzden tarih sahnesinin en eski anti militarist tavrını takınarak yaklaşacaksın aşka. Saldırmayacaksın!
Kimilerine göre her zorluğu geçmeyen, her şeye göğüs germeyen aşk mümkün değildir. Bir tarafıyla haklı gibi görünen bu cümle bence palavradan ibarettir. Aşk tek kişilik bir seçimdir. Çoğunlukla kavuşma güdüsü ile sahip olma güdüsü birbirine karıştırılır. Yani kavuşunca aşk olmaz gibi cümle ne kadar abesle iştigalse aşkın her şeye göğüs gerişi de o derece muammadır.
Ben seni sevince, sen beni sevmek zorunda değilsin. Elma hikayesi işte iyi bildiğiniz… Kendine zaman ayırma konusunda yaşamını kuran biri sana aşık olabileceğini söylerse ya da korktuğunu ya da karşılık vereceğini yapacak tek bir şey kalır sana. Ciddiye alırsın. Göze alamayabilirsin. Akışa direnebilirsin ama ciddiye alırsın. Önemsersin. Sorgularsın. Sorgulamakla ilgili söylediklerimi hatırlarsın. Gülümsersin. Düşünmekle ilgili söylediklerimi hatırlarsın. Daha çok gülümsersin. Yavaşlamak ve döngüyü tamamlamak ne demek fark edersin. Ne istediğimi çözersin. Bütün gün gülümsersin.
Bütün gün gülümsemesine neden olabildiğim için ben de mutlulukla gülümserim. Düşünürüm, önemserim ama sonrasını sorgulamam. Ta ki başka bir ruh hali gelip beni benden alana kadar... O zaman da en başa döner aklımın bir yerinden fısıldarsın bana. Gülümseriz…
Zaten aşk birinin sana gülmesi ile değil sana gülümseyebilme ihtimali ile başlamaz mı?