Korkuyordum bazen hayattan. Durduk yere hem de. Hiçbir nedenim yokken. Sabah uyandığımda sanki bir korku ben farkına varmadan uykumdan aklıma sızmış oluyordu. Bir köşede titreyerek zamanın geçtiğini hayal etmek kalıyordu bana da. Zaman geçsin ve bitsin istiyordum tüm korkularım. Genellikle başarılı oluyordum zaman geçiyordu.
Kendiliğinden geçtiğini bilmeme rağmen, korkularımdan kurtulabilmek adına bir yalana inandırıyordum kendimi. Zamanı ileri sarma gücüm var diyordum kendime. Hatta istersem zamanı geri bile alabilirdim. Aslında şu an hasta yatağımda uzanmış keyifli geçen yaşamımın en hatırlanası kareleri geçiyordu gözümün önünden sözde. Birazdan yani ölmeden hemen önce şayet istersem bu kareleri hatırlayabilirdim tekrar. Hatırlar ve değiştirebilirdim. Herkes gibi, herkes kadar…
Geçmiş, anıya dönüşürken herkesin akıl süzgecinden farklı geçiyor. Hatırlamak istediğini hatırlıyor insan. Normal olanı da bu aslında. Bu nedenle hem geçmişi hem de geleceği değiştirebileceğimi biliyorum. Korkularımla yüzleşmemek için nelere inanır hale gelmiştim, şaşıyordum.
Sonra etrafımdaki insanlara bakıyordum kendimden çıkıp. Fizikle hatta ileri fizikle uğraşanlar söylüyorlardı öncelikli olarak zamanın doğrusal olmadığını. Kırılabileceğini ve değiştirilebileceğini söylüyorlardı. Aynı korku bu diyordum içimden. Sadece ellerindeki savunma silahları farklı…
Bir diğeri ruhsal yollardan, emsali görülmemiş enerjiden, enerji transferinden bahsediyordu. Yine duraksamadan hissediyordum ki aynı korkuydu. Kokusundan tanıyordum korktuğumu. Kesif, can sıkıcı bir his bırakıyordu ben de…
Gözlerimi sağa sola çevirirken, politikayla uğraşanları, sanatçıları, devlet erkânını, tüyü bitmemiş yetimin hakkı için dil dökenleri görüyordum. Birer ikişer bağrışıp duruyorlardı. Uzun zaman sonra farkına varıyordum. Onlar benim üstüme gelirken, ben sadece gülümsüyordum.
Şimdilerde korkunun hayatımı şekillendirdiğini fark ettiğimden beri, hayatım sanki daha kolay. İnsanların temel korkularıyla nasıl baş ettiklerini gördüğümden beri tercihlerim daha anlamlı geliyor bana. Kimileri buna özgüven diyor, ben kendini bilmek diyorum. Kendini bilmek ve kendine uygun olanla devam etmeyi seçmek…
Korktuğumun önce şeklinden korkardım, yani şekilsizliğinden bir şey anlamazdım. Sonra büyüklüğünden korkardım, bu kadar küçük bir şeyin bu kadar büyük oluşuna akıl sır erdiremezdim. Gücünden korktum ondan sonra da bu kadar güçlü bir şeyle başa çıkabileceğimi hiç düşünmedim. Sonra silahlar icat ettim aklımca. Her seferinde daha çok korkarak üstüne gittim.
Şimdilerde fark ettim ki insan en çok yaşamaktan ve kendisinin sınırını bilememekten korkarmış. Kendini tanımlayabilmek için sınırsızlığına sınır getirmek zorundaymış. Sanki tanımlarsa kendini, sınırları biçerse kendini ifade ettiğine inanması daha kolay olurmuş.
Hayatım boyunca korktuğumu sandığım her şey aslında yaşamda aldığım kararlardan duyduğum tereddütten başka bir şey değilmiş ve bir sabah insan ölüm döşeğinde uyanana kadar yaşamın ne kadar değerli olduğunu anladığını iddia etmesi deliliğin en yüce mertebesiymiş.
Günün herhangi bir saatinde delirdiğini, çileden çıktığını sanan arkadaşım sözüm sana. Aslında korkuna dokunmaya hiç bu kadar yakın olmadın. Dokun korkuna göreceksin hayatının geri kalanı gün pazartesi bile olsa senin için farklı geçecek…