Anasayfa / Fotoğraf / Yerinde Saymak, Susmak...

Yerinde Saymak, Susmak...

Uzun zamandır insanlık tarihinin yerinde saydığı hepimizin bildiği ve inkâr etmeye çalıştığı bir gerçek. Sokrates’ten bir adım öteye geçebilmişliğimiz, onun açtığı yolda gösterdiği hedefe hiç durmadan yürüyeceğimize ant içmişliğimiz falan hikâye. Sokrates ne dediyse o! Hem de uzun zamandan beri!

Felsefe anlamında yerinizi tanımlayınca gündelik hayatta nerede olduğunuzu tanımlamak çok daha kolay oluyor. Diyorsunuz ki biz henüz Aziz Nesin’i sindirecek kıvama gelmedik. Anlayıp anlayabileceğimizi her şey yönetime getirdiklerimiz kadar! Bu yüzden Müslüman mahallesinde salyangoz satan bir adamın istatistiğine de varlığına da itiraz ediyoruz. Haklısınız zira insan anlamadığını ya görmezden gelir ya da korkar anlamadığından. Her iki durumda da vahamet kelimesinin sandıktan çıkıp hayatınıza girmesi gerekir.

Hayatınızda daha önce bir şekilde tanımlı bir duyguyu tekrar yaşamak, hatırlamak, yaşatmak için aynı yere saplanıp kalanlar bu durumu sık yinelerseniz huysuz ve yaşlı kabul edilirsiniz. Kimilerine geri kafalı bile olabilirsiniz. Yine de durumun vahametine varılırken hissedeceğiniz baskı bu kadar az değil.

Sistematik olarak aptallar ürüyor. Son yüzyılın en yüksek IQ düzeyine ulaşabilmek için, insanlık değiştirebilme kuvveti için gerekli olan özgürlüğünü ve hatta aklını ve kendi iç sesini; çocuğunun karnını doyurmak için satmayı reddetti. Tek çocuk yaptı veya hiç üremedi. Bu reddin ardından geride kalanlar üremeye devam edince, genetiğe taşınmamış bilgilerin hepsi yavaş yavaş kalktı ortadan.

Genetiğe aktarılamadan ortadan kalkan bilgi bir işe yaramıyor. Çünkü son yıldır kullandığımız ansiklopedi bozmasında nasıl arama yapılacağına dair en ufak bir fikrimiz yok. Sistematik olarak alfabe sırasını sayamayacak olanların yüzde otuzlarda olduğu bir yerleşkede var olmaya çalışıyorsanız şayet bütün kaybedenlerin yaptığını yapmak kalıyor size: “Kabul etmek. “

Kabul ettiğiniz anda bitmişsiniz ve teslim olmuşsunuzdur demektir. Mesela şu anda dayatma ile kabul edilmesi gerek savaş bu topraklarda devam ediyor. Kemalist felsefenin evrenselliğinin karşısına dini inancın mitolojisini koyarak sapla samanı birbirine kırdırıyorlar. İnsanlar seçim yapmak zorunda hissettiler önce. Hatta yetmedi şimdi de savunmak zorunda hissediyor yaptığı seçimi. Sonra malum zaten… Silahlar çekiliyor ve mitoloji ile ussallık birbirinin üstüne yürüyor. İster sözde aptallıkla ister topla tankla y da basit bir araba kazası ya da canlı bombayla…

Dünyanın neresine giderseniz gidin, o dalga geçtiğiniz muz cumhuriyetinde, amazonun ilkel kabilelerinde bile insan davranış olarak mitoloji ile günlük hayatın birbirine karıştırılmadığını görürüz. Gel gör ki biz hala ayırt eder hali bile koruyamıyoruz. Kimi zamanlarda yalnızca hareket etmek bile değişim için yeterliyken kimi durumlarda da insan yönünü kaybettiğini ve “Haka Dansı” yaptığını sanmaya başladığını fark etmeli!

Cuma sabahları siyasetten, gericilikten, kumarbazlıktan, akılsızlıktan bahsetmeyi hiç sevmem. Yine de Müslüman ülkemin çoğunluğu vaazlarda bunları ancak Cuma günü resmi olarak konuşuyor. Dolayısıyla ben son basamağı ortadan kaldırarak “Hey oğlum, kazın ayağı öyle değil! Dışarıda bir hayat var, akıp geçen ve giden… Geri dönme geçmişe, gelecekten vazgeçmek için çok gençsin!” cümlelerini bağırıyorum karanlığa. Umarım karanlık sandığım, boş çıkmaz.  Eğer ben o boşlukta gördüğümü sanmaya alışırsam ve herkes kadar her şeyden korkup sesimi çıkarmayı bırakırsam doğmanın da yerinde saydığını tanımlamanın da hiçbir anlamı yok demektir. Varlığım kendine yetmekten imtina ediyorsa yokluğum daha makbuldür!    

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği duvarında Paylaş
  • Bu içeriği arkadaşlarınla paylaş!
  • Yeni içerikler bul!